3. Durak – Kabak (1074 km)

Fethiye’nin merkezinden Kabak’a doğru giden dar ve virajlı yollarda ilerleyeduralım, tabi ki bir yandan yol kenarında nereler var, ne yiyebiliriz diye etrafı seyreyliyoruz. İsmi olmayan, şirin bir teyzenin işlettiği gözlemeciye attık kendimizi. Önündeki kaplumbağa heykelinden tanıyabilirsiniz belki, oldukça güzel bir gözleme yedik.

the gözlemeci

the gözlemeci

Kelebekler Vadisi ve Kabak’a ulaşmak pek kolay değil. Dik bir yamaçtan bozuk bir yolla aşağı inildiği için arabayla giremiyosunuz. Arabanızı günlük 10 TL karşılığında otoparka bırakıp sizi gideceğiniz kampa bırakacak dolmuşlara biniyorsunuz. Buraya gelecekseniz mümkün olduğunca az eşya alın yanınıza.

Koylara tepeden bakan oldukça güzel bungalowlar, butik oteller mevcut. Biz kendi evimizde kalacağımız ve denize yakın olmak istediğimiz için aşağıya doğru indik. Yeni açılan Lilith Camping’de bir köşe bulup 15 dakikada denize girmeye hazır hale geldik, şaşkın bakışlar altında plajın yolunu tuttuk.

Küçük ve oldukça güzel bir koy Kabak. Arkanızda tüm ihtişamıyla yükselen dağların eteğinde pırıl pırıl bir denize girmek huzur verici. Sadece o küçük koyun hakettiğinden biraz fazla kalabalık olduğunu düşündük. Uzun süredir orada olan mekan işletmecileri ile de konuşunca, son yıllarda kapasiteleri artırılan ve yeni açılan mekanlar nedeniyle daha kalabalık olduğunu eski inziva imajından biraz uzaklaştığını üzülerek öğrendik.

kabak2

Birkaç saat güneşin altında keyif yapıp dalgalarla boğuştuktan sonra aniden dağların arkasından gelen kara bulutlara yöneldi dikkatimiz. Daha önce görmediğimiz hızda ve şiddette bir yağmura maruz kaldık dakikalar içerisinde. Yaz yağmuru, geçiverir diye düşünürken dağlardan akarak denize dökülen minik tatlı selleri görünce Muğla’da olduğumuzu daha bir fark ettik. Yağmur geldiği hızda gitti ve ardında ıslak plaj havlularına sarılmış titreyen insanlar bıraktı.

Zaten plaj pek kalabalıktı, bu halini daha çok sevdik. Bir dakika, çadırın camlarını açık mı bırakmıştık? Koşarak kamp alanına döndük, neyse ki durum düşündüğümüz kadar vahim değildi. Su seviyesi şişme yatağı geçmemişti. Keşke o halinin fotoğrafını da çekseymişim diyorum ama titremekle meşguldüm. Ben ısınmaya çalışırken Seren çadırdaki eşyaları ağaca asarak çadırı ters çevirdi ve kurumaya bıraktı. Yeniden yüzümüze gülen güneş sayesinde çadırımız o gece içinde yatabileceğimiz duruma geldi.

Akşam yemeğini kamp alanının restoranında yedik. Zaten buradaki birçok kamp alanı fiyatını kahvaltı ve akşam yemeği dahil olarak veriyor, zira yemek için başka seçeneğiniz yok. Yani öyle her şeyi yiyemem diyorsanız hazırlıklı gelin. Bir de restorana erken gitmekte fayda var, yemeklerin bir kısmı tükenebiliyor. Kendimizi daha kötüsüne hazırladığımız içindir belki, yemekler fena değildi. Çorba, sebze, salata ve karpuz yedik. Gecenin bir kısmını kumsalda yıldızları izleyip şarap içerek geçirmenin keyfi bambaşkaydı.

Hala biraz nemli olan çadırda uyanmamızın ardından bir gecemizi daha burada geçirmenin gereksiz olduğuna karar verdik. Geldiğimiz hızda toparlanıp bir gece için hafifçe yüksek olduğunu düşündüğümüz kişi başı 50 TL’yi ödedikten sonra (fiyatı kampa girerken sormakta fayda var, çadırı iki dakikada kurmakla olmuyor) bayılacağımız bir diğer destinasyon olan Kaş’a doğru yola çıktık.

Kaş Yolunda – Gizlikent Şelalesi

Reklamlar

2 comments

  1. Geri bildirim: 2. Durak – Gökova, Akyaka (850 km) | Yoldaysak Evdeyiz

  2. Geri bildirim: 15 Günde Devr-i Ege | Yoldaysak Evdeyiz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: